30 Aralık 2007 Pazar

Annus Horribilis


Bitti değil mi? Kayıtsızlık, suskunluk, korkaklık, ucuzluk, hayınlık, kıskançlık da bitecek mi 2007 ile birlikte?

19 Aralık 2007 Çarşamba

Ses ver ey kâri!


Biz de biliyoruz bayramlar kendine ricat zamanı değildir. Tam aksine gönlünü dışarıya açma ve paylaşma zamanıdır. Ama ya bu bayramda bahtına hayalkırıklığı düşmüşse, ya inandığın değerlerin (yani iyiliğin, dürüstlüğün, çalışkanlığın) üstüne karlar yağmışsa, ya da çakalların içinde yapayalnız bırakıldığın hissine kapılmışsan ister istemez?
O zaman senden medet umuyoruz ey kâri. Biz buradayız, ya sen nerelerdesin?

3 Aralık 2007 Pazartesi

Reach out and touch someone


Kızılcahamam Eğerlibaşköy'de asırlık bir sarıçam. Kolu kanadı kırık. Ama hayata tutunmak için vargücüyle uzatmış kolunu, tepedeki diğer ağaçtan veya hepimizden bir yardım ister gibi...

19 Kasım 2007 Pazartesi

Bayram budur


"Bayram nedir ki dedim kendi kendime
Bayram bir ömürdür ben gibi bir deliye"

Bu Can Yücel'in bayramı. Bu tanıma canıgönülden katılmakla birlikte, ben de bu olağanüstü güzel çiçekleri Kasım ayında bir ağacın dallarında görme bahtını ekliyorum bu tanıma. Bana bayram sevinci yaşatan bu ağaç Lefkoşalı, adı Sülünağacı (Parkinsonia aculeata). Ben tanıdım, siz de tanıyın onu.

6 Kasım 2007 Salı

Kıbrısın en yaşlı canlısı kim?

Kıbrıslılar ona Cümbez diyor. Bilim dünyası ise Ficus sycomorus diye biliyor bu güzel ağacı. Anavatanı Mısır. Kadim Mısır uygarlığının önemli bir ağacı cümbez. Bu nedenle Türkçede Firavun İnciri olarak da biliniyor. Magosa'da, avlusunda boy attığı 13. yüzyılda inşa edilen St. Nicholas Katedrali (1572'den itibaren Lala Mustafapaşa Camii) ile yaşıt. Yani nerdeyse 700 yaşında bu ağaç. Ve bu haliyle Adanın en yaşlı canlısı ünvanını da o hakediyor. Anavatanında olmamasına rağmen bu kadar uzun süre yaşamış olması bir mucize. Ve bu yaşlı hanım fotografından da anlaşılacağı üzere hâlâ çok güzel.

23 Ekim 2007 Salı

Yeniden doğarız ölümlerden

Kızılcahamam Aktaş ormanlarında, çürümekte olan bir ağaç gövdesinde hayata tutunan bu göknar filizi, küllerinden yeniden doğan zümrüdüanka kuşu gibi, ölümün de dirimin de hayatın bir parçası olduğunu gösteriyor bize.

Walt Whitman'ın "Redwood Ağacının Türküsü" şiirinden alınma birkaç dize eşlik etsin göknar filizinin umuda yolculuğuna:

Görkemli kardeşlerim bizi yaslı terketmeyin,
Biz ki zamanımızı azametle tamamladık,
Tabiatın sessiz rızasıyla, sessiz ve muazzam bir keyifle,
Geçmişten bu yana ne yazılmışsa kaderimizde kabulümüz,
İşte bırakıp meydanı gençlere, gidiyoruz.

15 Ekim 2007 Pazartesi

Bella donna




"Bella donna" italyanca güzel kadın demek. Bitkimizin bilimsel adı da buradan geliyor: "Atropa belladonna". Türkçede ise "güzelavrat otu"olarak biliniyor. Bu bitki eski çağlardan beri kadınlar tarafından doğal bir makyaj malzemesi olarak kullanılıyor. Bitkinin özünün gözbebeklerini genleştirme özelliği o zamanlardan beri biliniyor. Ama bitkinin zehirli olduğu, az miktarda alındığında sanrı (halüsinasyon) gördürdüğü, çok miktarda alındığında ise ölümcül olabildiği de artık malûm. Bitkinin adının bir süslenme aracı olduğu için mi güzel kadınlardan alındığı, yoksa güzel kadınların başdöndürücü niteliğine bir gönderme mi olduğu biraz tartışmalı. Belki her ikisi de doğru. Güzelavrat otunun çiçekleri de, parlak siyah renkli meyvası da çok göz alıcı. Anadolunun serin, çok fazla güneş almayan ormanlık alanlarında bolca yetişiyor. Modern tıp biliminde bitkimizin özünü oluşturan atropin maddesi hem bir panzehir olarak biliniyor, hem de özellikle göz hekimleri tarafından, aynen eski çağlardaki kadınların yaptığı gibi, gözbebeğinin genleştirilmesi ve sabitlenmesi amacıyla kullanılıyor.