27 Eylül 2007 Perşembe

Aşık oldum


Bu yaz sonunda Datça'yı ilk kez gördüm. Bu karşılaşma belki de bir ömür boyu sürecek bir aşkın başlangıcı oldu benim için. Şimdi Datça'ya erken gelen baharı bekliyorum dört gözle. Yarımadanın bereketli yağmurlar sonrası halini çok merak ediyorum. Çok kurak geçen bir yazdan sonra dahi güzelliği başdöndürücüydü Datça Yarımadasının (ne de olsa Afroditin yurdu), baharda güzelliğiyle çıldırmak işten değil.

Yazı mı tura mı?


Üstteki fotografta Knidos Afroditinin Roma döneminde yapılan kopyalarından birini görüyoruz. Altta ise bu heykelin Knidoslular için ne kadar önemli olduğunun bir simgesi var: Knidos parasının üstünde de Tanrıça Afroditin Praxiteles tarafından yapılan heykelinin görüntüsü bulunuyordu.

Knidos Afroditi nerede?


Şehre hâkim, Knidos'un her iki limanını da gören bu noktadaki yuvarlak bir yapının kalıntısı bu. Arkeologlar "o" burada olmalıydı diyorlar. O, yani Knidos Afroditi. M.Ö. 4. yüzyılda yaşamış ünlü heykeltraş Praxiteles'in başyapıtı. Varlığı bilinen, sonradan onlarca kopyası yapılan, ama orijinali asla ele geçirilemeyen bir efsane. Praxiteles, bir tanrıçayı ilk kez bütünüyle çıplak gösterdiği bu eseriyle antik çağda büyük gürültü koparmış. Knidos, hayranlık ve kıskançlık duygularıyla kavrulan gezginlerin akınına uğramış antik çağlarda. Heykel kutsal banyo hazırlığı yapan Tanrıça Afroditi betimliyor. Sol elinde üzerinden çıkardığı giysisi var, sağ eliyle mahrem yerlerini saklıyor gibi. Rivayete göre heykelin ününü duyan Afrodit de Knidos'a gelip heykeli tavaf ettikten sonra "Praxiteles beni nerde çıplak gördü ki?" diyesiymiş.

23 Ağustos 2007 Perşembe

Yaban yasemini


Kuzeybatı Amerika gezimizin son notu Columbia vadisinde rastladığım bu narin çiçeğe ait. Amerikalılar ona "climbing nightshade" adını vermişler. Latince adı kulağa daha şairane geliyor: Solanum dulcamara. İlk gördüğümde bu kıtaya özgü bir bitki olduğunu sanmıştım. Ama yurda dönüp de biraz kitap karıştırınca bu çiçeğin nerdeyse Anadolunun her yerinde yaygın olarak bulunan yaban yasemini olduğunu öğrendim. Dolayısıyla Kuzeybatı Amerika ile Anadoluyu güzel bir rastlantı ile birbirine bağladı bu çiçek. O nedenle gezinin son fotografı olarak seni seçtim YABAN YASEMİNİ!..

Mt. Hood


Buralara kadar gelmişken Portland'ın 75 km yakınındaki bu görkemli dağı yakından görmeden gitmek olmazdı. Mt. Hood bizim Erciyes'e benziyor. Onun gibi geniş bir düzlükte yükseldiği için olduğundan (3426 m) daha haşmetli gözüküyor. Çevresi ormanlık. Kışın bol kar aldığı için Amerikanın en gözde kayak merkezlerinden biri aynı zamanda. Kuzeybatı Amerika'ya yolunuz düşerse muhakkak muhteşem Columbia nehri vadisini aşarak bu güzel dağa ulaşan rotayı seçin. Yolda göreceğiniz şelaleler, kanyonlar da cabası!..

Kızılderililer nerede?

Seattle'ın kızılderili geçmişini şehrin çeşitli yerlerine serpiştirilmiş totemlerde görmek mümkün. Böylece Amerikalılar büyük bir açıksözlülük ve pişkinlikle bu toprakların binlerce yıl hâkimi olmuş toplulukları bir süs ögesi demesek bile, kökü pek de derinlere gitmeyen bu topraklardaki varlıklarına biraz kültürel derinlik kazandıracak bir unsur haline dönüştürmüş oluyorlar. (Biraz karışık bir ifade oldu, farkındayım. Ama galiba meselenin özünden kaynaklanıyor.)

Şef Seattle


Washington eyaletinin en büyük kenti Seattle adını bu kızılderili şefinden alıyor. 1786-1866 yılları arasında yaşadı. Adının bu güzel ve zengin kente verildiğine bakmayın. Hazin bir yaşam öyküsü var Şef Seattle'ın. Sadece bir reservation'da öldüğünü bilmek bile yetiyor hüzünlenmeye.