23 Ağustos 2007 Perşembe

Mt. Hood


Buralara kadar gelmişken Portland'ın 75 km yakınındaki bu görkemli dağı yakından görmeden gitmek olmazdı. Mt. Hood bizim Erciyes'e benziyor. Onun gibi geniş bir düzlükte yükseldiği için olduğundan (3426 m) daha haşmetli gözüküyor. Çevresi ormanlık. Kışın bol kar aldığı için Amerikanın en gözde kayak merkezlerinden biri aynı zamanda. Kuzeybatı Amerika'ya yolunuz düşerse muhakkak muhteşem Columbia nehri vadisini aşarak bu güzel dağa ulaşan rotayı seçin. Yolda göreceğiniz şelaleler, kanyonlar da cabası!..

Kızılderililer nerede?

Seattle'ın kızılderili geçmişini şehrin çeşitli yerlerine serpiştirilmiş totemlerde görmek mümkün. Böylece Amerikalılar büyük bir açıksözlülük ve pişkinlikle bu toprakların binlerce yıl hâkimi olmuş toplulukları bir süs ögesi demesek bile, kökü pek de derinlere gitmeyen bu topraklardaki varlıklarına biraz kültürel derinlik kazandıracak bir unsur haline dönüştürmüş oluyorlar. (Biraz karışık bir ifade oldu, farkındayım. Ama galiba meselenin özünden kaynaklanıyor.)

Şef Seattle


Washington eyaletinin en büyük kenti Seattle adını bu kızılderili şefinden alıyor. 1786-1866 yılları arasında yaşadı. Adının bu güzel ve zengin kente verildiğine bakmayın. Hazin bir yaşam öyküsü var Şef Seattle'ın. Sadece bir reservation'da öldüğünü bilmek bile yetiyor hüzünlenmeye.

Burası Bill Gates evi değil

Seattle tabiatın çok cömert davrandığı bir şehir. Bir yanında içinde yüzlerce adanın bulunduğu bir kanalla ulaşılan Pasifik Okyanusu var, diğer yanında kocaman bir göl. Washington Lake kıyısında her toplum kesiminden insana ait yerleşim yerine rastlanıyor. Bill Gates'in malikanesi de burda, fotografını gördüğünüz meçhul sanatçının yüzer evi de. Bill Gates malikanesindekini değil de bu yüzer evdeki hayatın akışını çok merak ettim ben. Sanatla, çiçeklerle ve tabiatla başbaşa geçen bahtiyar bir hayat olsa gerek.

Seattle'dan


Seattle şehir merkezini süsleyen pek çok heykelden biri bu. Özelliği daha önce sözünü ettiğim driftwood'dan yapılmış olması. Burada tabiatın yaratıcılığı ile insanoğlunun yaratıcılığı elele tutuşmuş gözüküyor.

Haiku der ki


Portland'da bir Japon bahçesi. Öylesine güzel, öylesine bakımlı ki hiç da sıla hasreti çektiğini sanmam. Bahçeye yerleştirilen şiir taşındaki haiku da bunu söylüyor zaten:
"Burda duruyorum, Japonya'dan millerce uzakta, sıladaki bahar güneşiyle ısınıyor gibiyim."

Redwood'un veda şarkısı


Redwood Milli Parkında hayat ve ölüm içiçe. Binlerce yıl yaşadıktan sonra tabiatın emrine boyun eğip devrilen koca ağaçlar, daha genç ve daha güçlü yeni kuşağa yer açıyor. Ama bu doğal ölümün getirdiği tevekkül duygusu içinde onlar da Walt Whitman'ın (1819-1892) dillendirdiği şarkıyı terennüm ediyorlar artık:

Elveda kardeşlerim,
Elveda yer ve gök – elveda komşu sular;
Zamanım doldu, artık gitme vakti.