22 Ağustos 2007 Çarşamba

Tall Trees Grove

Redwood Milli Parkı içinde, bir nehir yatağına çok yakın, dolayısıyla milyonlarca yıl o nehir tarafından taşınan alüvyonla oluşmuş bir düzlükte redwood ağaçlarının en babalarına rastlayabilirsiniz. Burada boyu 100 metrenin üzerinde onlarca redwood var. İnsanın içinde kendini cüce gibi hissettiği, gerçeklik duygusunu yitirdiği bu gizemli yere ulaşmak biraz zahmetli, ama tabii ki çekilen zahmete fazlasıyla değiyor. İşte bu büyülü yerin adı "Tall Trees Grove".

Yangınlar değil


Beyazlar Kuzey Amerikanın batı kıyılarına 1800'lü yılların başlarında ulaştılar. Bu dev ağaçları gördüklerinde gözlerine inanamamış olmalılar. O tarihte redwood ormanları Pasifik sahilinde 8000 km karelik bir alanı kaplıyordu. 1850'li yıllarda büyük bir açgözlülükle redwood ormanları talan edilmeye başlandı. San Francisco kentinin bu sayede inşa edildiği biliniyor. Şimdi bu ilk orman kuşağından sadece %3'ü ayakta kalmış. Onlar da milli park olarak muhafaza ediliyor. Redwood'ların bu ilk kuşağına, bu ağaca adını veren ve onlarla bir ölçüde aynı kaderi paylaşan kızılderililer gibi (Sequoia bir Kızılderili şefiydi) artık sadece özel olarak korunma altına alınmış alanlarda rastlanabiliyor (bu bölgenin ilk sakinleri olan ve tabiatla binlerce yıl barış içinde yaşamış olan kızılderililere de artık sadece "indian reservation"larda rastlayabiliyorsunuz). O nedenle, bu fotografta görüldüğü üzere, orman yangınları bile vızgelirdi ilk kuşak redwood'lara. Hatta ortalama yüz yılda bir doğal nedenlerle çıkan orman yangınlarının ormanda yaşayan asalakları temizleyerek bu dev canlıların daha da uzun yaşamasına ve büyümesine katkıda bulunduğu da söyleniyor. Pek çok redwood'un 30 cm'ye ulaşan kalınlıktaki kabukları hâlâ bu yangınların izlerini taşıyor. Dolayısıyla yangınlar değil, insanoğlunun dizginlenemeyen açgözlülüğü tüketti redwood ormanlarını.

Ona Redwood derler

Artık Oregon'u ardımızda bıraktık. Kuzey Kaliforniya'da eski bir kereste limanı olan Crescent City'deyiz. Burası Redwood Milli Parkı olarak bilinen bölgenin içinde kalıyor. Bu muhteşem ağaca ingilizcede herhalde gövdesinin renginden dolayı Coast Redwood deniliyor. Ama aslında bir tür sekoya bu ağaç. Latince adı "Sequoia sempervirens". Yani ölümsüz sekoya. 2000 yaşına kadar yaşadıkları biliniyor. Kuzeybatı Amerikada, Oregon ve Kaliforniya'da Pasifik'e paralel olarak uzanan dar bir şeritte doğal olarak yetişiyor. Dünyanın yaşayan en uzun canlıları redwood'lar. Wikipedia'ya göre en uzun redwood ağacı 2006 yılında 115 metre olarak ölçülmüş. Bu ölçümlerin aslında çok önemi yok. Çünkü ağaçlar o kadar büyük ve o kadar boylu ki hangisinin en uzun olduğunu bakarak, görerek anlamak mümkün değil. Anlaşılır olan tek şey, tabiatın bir başka mucizesi ile karşı karşıya olduğumuz.

Driftwood















İncecik kumlara sarılmış olarak güneşlenirken bana şiirsel bir poz veren bu kütüğe buralılar driftwood diyorlar. Bütün kuzeybatı Pasifik sahili, kumsallar, özellikle de nehir ağızları bunlarla dolu. Kuzey Amerikanın belki de en yoğun ormanlık bölgesi buralar. Tabiat şartlarının bu ormanlardan kopardığı ağaçlar nehirler aracılığıyla okyanusa akıyor. Okyanus da yine büyük bir cömertlik göstererek med cezirler aracılığıyla bu kütükleri insanlara sunuyor. Bütün sahil kasabalarında bunlar kamu malı kabul edildiği için insanlar bunları topluyor. Bazıları şaşırtıcı görüntüleri nedeniyle birer doğal heykel gibi evlerin önünde sergileniyor, bazıları yine bu olağandışı görüntüleri nedeniyle birer sanat eseri muamelesi görerek satışa sunuluyor, çoğu da pek keyifli olan kamp veya plaj ateşlerinde yakılıyor. Tabiatın bizlere sunduğu bir başka bereket bu kısacası.

Deniz yıldızı

Eğer sular çekilince soğuktan uyuşan ayaklarınıza boş verip kayalıklara yaklaşırsanız, buralarda çok zengin bir yaşantının sürmekte olduğuna tanıklık edebilirsiniz. Bu fotografta bir deniz yıldızı bilmediğim deniz yaratıklarına sarılmış bir vaziyette sabah güneşinin tadını çıkarıyor.

Deniz çekilince

Deniz çekilince işte böyle büyük bir alan çıkıyor ortaya. Burası Güneye doğru süren yolculuğumuz sırasında konakladığımız Bandon adlı küçük kasabanın sahili. Sabah pırıl pırıl bir güneş altında sahilde kilometrelerce yürümek ve denizin getirdiği hazineleri toplamak mümkün.

Pasifik kıyısında

Burası bir başka denizin kıyısı. Bizim denizlere benzemeyen, med-cezirin gücünün yakından hissedildiği bir deniz. Deniz demek de doğru olmayabilir. Burası Pasifik Okyanusu. Suyu soğuk. Çelik gibi. Portland'a 125 km mesafedeki Canon Beach burası. Canon Beach Oregon eyaletinin Pasifik kıyısındaki en kuzey noktası. Fotografta uzaklarda görünen kayası ile ünlü. Kayanın adı Haystack Rock. 70 metre yüksekliğindeki bu kayanın dünyanın en yüksek üçüncü kıyı kayası olduğunu iddia ediyor Canon Beach ahalisi. Malum Amerika'da büyüklükler ve büyüklüklerin sıralaması çok önemli. Bunu biz de daha Pasifik sahiline adım atar atmaz Haystack (samanyığını-tınaz) kayası sayesinde öğrendik. Güneye, Kaliforniya sınırına kadar daha 5oo km'den fazla yolumuz var. Sahilin bu kesiminin doğal güzelliği Amerika'da pek ünlüymüş. Dolayısıyla göreceklerimizin heyecanı sardı şimdiden bizleri.
Posted by Picasa